Bu blog Mia Wallace'ın içini dökmesi, yazıp kurtulması, anlatıp rahatlaması ve anılarını paylaşması içindir.

Komşu Kızı vol 2

Farkındayım Komşu Kızı sizi hayrete düşürdü ve bazılarınız "gerçek mi?" diye sordu. Ama inanın hepsi gerçek ve daha aklıma gelmeyen onlarca olay var. Aklıma bir tane daha "dannnnnn"lık bir hikayesi geldi. Size onu da yazıcam ve sonra sizi, komşu kızından daha da hayrete düşürücek biriyle tanıştırıcam. Ama önce komşu kızı...

...devamı, 5. Şok:

Komşu kızı artık büyümüş lise sınavlarına giricektir. Tabi çok heyecanlı "acaba kazanabilicek miyim?" diye 1 ay önceden başımın etini yemeye başlamış. Ben her gün onu ders çalıştırıyorum, bir yandan da
"bak sakın heyecanlanma, yapamadığın soru olursa onu geç, boş bırak. Zaman kaybetme. Hem doğrularını götürmesin.." gibi şeyler söylüyorum.
Ama nerden bilebilirdim...

Sınav biter, komşu kızı mutlu bir şekilde gelir..

komşu kızı: Mia abla sen yapamadıklarını boş bırak demiştin ya, ben de türkçeden 20 tane boş bıraktım.. 10 tane işaretledim.
Mia: ......... (o an bendeki pişmanlığı düşünün)
Dannnnnnnnnnnn!

Şimdi sizi başka birisiyle tanıştırıcam. Bu kişi ablamın en yakın arkadaşının kız kardeşi. Yaşıtız. Hatta benden 1 yaş büyük. O yüzden komşu kızı daha masum kalıyor. En azından o çocuktu..


Bu arkadaşım, "çok saf" (fazlasıyla kinaye) olmasıyla beraber hayatınızda tanıyacağınız en iyi insan olma özelliğini taşıyor. O yüzden elim varmıyor onu anlatmaya ama bir yandan da sizle paylaşmak istiyorum.
Ve şimdiden uyarıyorum. Bu okuyacaklarınızın hepsi kelime kelimesine gerçektir. (Mia sözü)
Sonra yorumlarda "gerçek mi" diye sormayın :)
Biliyorum inanması güç ama....

1. Şok:

Bir gün kitapçıda geziyoruz. Arkadaşım hiç kitap okumaz ama o an bir heves gelmiş olucak ki eline bir aşk romanı almış bakıyor.
Kitabın üzerinde de 7. basım yazıyor. Böyle kitaba baktı, baktıııı ve sonra bana dönüp..

Arkadaşım: Mia, şimdi benim bu kitabı okumam için, önce 1. 2. 3. .... basımlarını da okumam mı gerekiyor?
Dannnnnnnnnnnnnnnn!


2. Şok:

Ablam, ben, o, ablası Superman'i izliyoruz. Meğer arkadaşım içten içe süpermeni gerçek sanıyor.
"Niye hep Amerika'da niye bize yardım etmiyor? Niye Türkiye'ye uğramıyor?" gibi söyleniyor.. (evet bu da bir dannnn)
Biz de ablamla onun gerçek olmadığını, aslında önceden bir çizgiroman kahramanı olduğunu, sonra da filminin yapıldığını falan anlatıyoruz. Ve o da diyor ki;


Arkadaşım: Heee anladımmm, önce çizgi filmi yapılmış, sonra romanı mı çıkmış.
Dannnnnnnnnnnnnn!

3. Şok:


Yine hepbirlikteyiz. Dışardayız, yemek yiyoruz. Derken yan masaya zenciler geldi, oturdu. Yemek yiyorlar.
Bizim kız gözlerini onlardan ayıramıyor, inceliyor falan. Var bir şey belli. Bir bomba patlicak ama ne?

Arkadaşım: Ben bunlar yerinde olsam, hep elimi falan yıkardım.
Mia, ablam, herkes: Hı?
Arkadaşım: Yani bu kadar yıkanıyorlar da neden arınmıyorlar?
Dannnnnnnnnnnnnnnnnn!


Biz tabi şok olduk ama bir yandan genetik olduğunu, onların gerçekten tenlerinin renginin böyle olduğunu anlatıyoruz. Derken zenci adam lokmasını ağzına atmak için ağzını açtığında bizim arkadaş, hayretle,

Arkadaş: "Aaaaaa zencilerin tükürüğü de beyazmış!" dedi ve biz artık sustuk.....

Ayrıca Michael Jackson'ın "This is it" filmine gidene kadar Michael Jackson'ı da tanımıyordu..


Babam da ona "sen Alaska'da mı yaşıyorsun" diye takılır ve arkadaşın adı o günden sonra Alaskalı olarak kalır.

Eveeeet şimdi bu anlattıklarıma inanmayabilirsiniz ama bu kişi gerçekten var. Benim arkadaşım. Ve biz onu böyle çok seviyoruz!

Komşu Kızı vol 1

Bizim bir kapı komşumuz vardı. Onun da bir kızı vardı. Benden bayaa bir küçüktü, abla derdi düşünün. Ödevlerini hep ben yapardım. Çünkü hiçbir ödevi yapamicak kadar saftı. (orda kinaye var)
Okuma yazmayı bile 2. sınıfta zorla öğrenmişti. O kadar saftı ki..
Anlatmaya kelimeler yetmez. Athena dedik aklıma geldi. Bir kaç örnekle açıklicam.

1. şok:

Bir gün bakkaldan eve geliyorum. Apartmanda karşılaştık. Bu şarkı söylüyor..

komşu kızı: panik yapma yapma, panik yapma, panik yapmasana banaa..
Mia: o panik değil trip yapma olucak
komşı kızı: ama biz de öyle çalıyor..
Dannnnnnn!


2. şok:

Bir gün bizden ansiklopedi istedi. "G" harfini.
Ben de verdim. 5 dakika sonra kapı çaldı..

komşu kızı: ama ben "G" harifini istemiştim.. :Ş
Mia: e ben de G harfini verdim zaten
komşu kızı: ama burda "F-H" yazıyor..
Dannnnnnnnn!

Hani G harfi için f - h aralığı diyor. O arada G harfi de var ama bizim akıllı kız onu akıl edip bakamıyor. Belki baksa bile görmüyor. Orda G harfi yazmadığından onu anlamıyor..


3. şok:

Kapı komşusu olmanın bütün özelliklerini taşırlardı. Tuzsa tuz, şekerse şeker.. Ama hiç şunların istendiğini duymuş muydunuz?

komşu kızı: fazlalık kola kapağınız var mı?
Mia: .......................
komşu kızı: fazlalık makarnanız var mı? gibi...
Höhhhhh..


4. şok:

4. sınıfa geldiğinde okulda ingilizce dersi almaya başlamıştı. Ve daha ilk günden ingilizceyi öğrendiğini iddia ederdi. Biz de çalan bütün yabancı şarkılara ağzını oynatarak eşlik ederdi.
Bizden yabancı şarkı kasetleri ister, evde de aynen ağzını oynatarak söylemeye devam ederdi. Annesi de "kızım ingilizceyi biliyor" derdi...

Neyse başka bir şok ise 2 yıl boyunca "he" ve "she"yi öğrenememesi.
Hala da karıştırıyordur hangisi kız hangisi erkek diye bence..

Ve bir de biz taşınacağımız zaman ağlamıştı. Ağlarken söylediği cümle ise şuydu;
"artık kim benim ödevlerimi yapıcakk.. :'( " Hey yarabbimmm..


Elbette bu da yazının şarkısı..

Raj Kapoor


Raj Kapoor'un benim hayatımda büyük yeri var ve neden bugüne kadar onunla ilgili bir şeyler yazmadım bilmiyorum.

Babam
Awaara filminin video kasetini almış eskiden. Çok seviyormuş. Biz de ablamla küçükken onunla büyümüşüz. Sadece onu açınca susuyormuşuz. Annem yemek mi yediricek hemen avereyi koyuyor biz susuyoruz. Düşünün.

Yıllar geçti. Ablam Hindistan'a gitti. Ne kadar Raj Kapoor filmi varsa aldı geldi.

O gün bugün hayranıyız. Benim hayran olduğum yönetmen, senarist, oyuncu. Raj Kapoor..

Bütün filmleri muhteşem. Basit, müzikli bir hint filmi değil. Hepsinde bir mesaj var. Hepsi şu an günümüz filmleri gibi. Ve bütün filmlerinin ayrı ayrı soundtrack albümleri var.
Taa o zaman soundtrack albüm yapmış filmlerine ya.

Bir filmi vardı. Psikolojik film. Film tamamen bir apartmanın içinde geçiyor. Ve adamın o apartmandan çıkışıyla final buluyor. Tabi o film o zaman hiç gişe yapmıyor. Kimse anlamıyor. Raj Kapoor "
günümüzün ilerisinde bir filmdi. İlerde çok sevicekler bu filmi" diyor ve o film yıllar sonra ödül alıyor.



Bir de çok eski olmasına rağmen bizim yeşilçam filmleri gibi saçmalıklar yok.
Örnek; müzikte keman sesi varsa adam keman çalıyormuş gibi yapıyor. Piyanoysa piyano..
Ama yeşilçam filmleri yine de benim için ayrıdır.. Bak şimdi bir
Mavi Boncuk iyi giderdi!

(Mavi Boncuk'u her izlediğimde de Avare'yi izlemek gelir içimden. Çünkü bir sahnede sinema biletçisi olan Münir Özkul "heyy gidi gözünü sevdiğimin avaresi.." der. Oğlu Ferit'i Avare filminden kazandığı bilet paralarıyla okutmuştur.)


Raj Kapoor'un bütün filmlerinin şarkıları da o kadar güzeldir ki. Ve hep aynı sanatçılarla çalışmış. Hep aynı adam aynı kadın söylüyor şarkıları.
Bir gün kadın ölüyor ve Raj Kapoor uzun süre onun yerine birisini bulamıyor.

Ayrıca filmlerinde hep Avare filmi yıldızımız
Nargis oynuyor. Taa ki büyük aşkları bitene kadar..

Bu arada D&R'da Avare filmini türkçe alt yazılı olarak sonunda satıyorlar. Ama tamamen bizim eski dublajın aynısını yazmışlar. Yani yazılar pek doğru olmasada yine de idare eder.

Neyse sizinle bir de bir kaç soundtrack şarkılarını paylaşmak istiyorum.

Chori Chori Soundtrack

Aaja Sanam

Awaara Soundtrack Teree Binaa (01.35 sn'den sonra aç)

Awaara Soundtrack - Ghar Aya Mera

Ayrıca yeşil gözlü, beyaz tenli, yakışıklı bir hintli olur mu?

Mia'dan Masal

Akrabalar halama gittiler. 2 - 3 gün orda kalıcaklar. Birazcık nefes aldık.

Gerçi o masal anlattığım ufaklık kuzene çok alışmışım. Gidince farkettim. Beni çok yorduğunu düşünüyordum ama gittiğinden beri ona çektiğim videoları izliyorum.
Dört yaşında sevimli bir erkek çocuğu olur kendisi. Almanya'da yaşadığı için türkçesi oldukça komik.

Evde yer olmadığı için her gece birlikte yatıyorduk. Masal anlattığım için o da sadece benimle yatmak istiyordu.

Şimdi size ona anlattığım masalı anlatıcam. Ama masal henüz sonuçlanmadı. Çünkü her gece kaldığımız yerden devam ediyorduk. Sonuçlanmayan saçma masalla karşı karşıyasınız. Benden söylemesi..
(Arada beni yönlendiriyordu. Masalı değiştiriyordum onun isteğine göre. Öyle yazıcam)

***
Bir gün ufaklık (kuzen) ormanda geziyormuş ve kaybolmuş. Karşısına bir kurt çıkmış.

Kuzen: Hayır kurt değil, fil çıksın.
Ben: E peki öyle olsun, fil çıksın.


Veee karşısına bir fil çıkmış. Ama bu fil zararsızmış. Sadece ona kocaman ve uzuuun burnuyla yol göstericekmiş. Ama o arada Can (kuzenin abisi) gelmiş.
Kardeşini korumak istiyormuş.

Kuzen: Can abinin ışın kılıcı var di mi?
Ben: Evet hem de ışığı bile var.
Kuzen: Mavi renkli di mi?


Vee Can hemen ışın kılıcını çıkartmış. Işıklarını yakmış. Zavallı fil çok korkmuş.

Kuzen: Fil kaçarken yere düşmüş.

Hmm.. Fil yere düşmüş ama Can abi onu ışın kılıcıyla kurtarmış. Böylece fil artık korkmuyormuş. Ufaklığın dostu olmuş.

Artık ormanda üçü birlikte geziyormuş. Ama o da ne? Birden bir ses duymuşlar.


Kuzen: Zombiler gelmiiiş (zombi takliti yaparak)

Eveeet zombiler gelmiş. Can abi hemen ışın kılıcını çıkartmış. Ama Can abinin ışın kılıcı bozulmuş. Ufaklık kılıcı hemen tamir etmiş.

Kuzen: Ama benim de sihirli bıçağım var.
Ben: Hem de düğmesi bile var, di miii?
Kuzen: Evet Evet! (Heyecanla)


(Baktım masal şiddete doğru gidiyor ve ben gittikçe kuzenleşiyorum, hemen araya Barbie'yi soktum)

Bu arada ormana Barbie gelmişşş. Onun da ışın kılıcı pembeymiş.
Ufaklığa zombilerin iyi olduğunu, sadece yollarını kaybettiklerini anlatmış.
Sonra Zombileri kurtarmak için yolcu gemisi gelmiş.

Kuzen: Ama Can abi denize düşmüş di mi? Ben onu kurtarıcam..

***

Bir ara bizim odada ki süpermen afişine bakıp onu da masala katıcaktı ki o sırada uyumuştu.
Masalımız böyle gidiyordu. Tabi bu arada kaç kere o kılıçlar bozuldu ve kaç kere tamir etti bilemezsiniz.
Ben de en son kurtuluşu;
"Ama öyle bir tamir etmişsin ki, bir daha asla bozulmicakmış. O şekilde tamir etmişsin." demekte buldum. Ve bir daha o kılıçlar hiç bozulmadı..

Bir de şöyle bir Pamuk Prenses versiyonumuz var. Ben anlatıyordum ki, ufaklık kısaca aşağıda ki şu cümlelerle masalı anlattı. Aynen onun cümleleriyle yazıyorum. Buyrun.

" Pamuk Prenses ve Sepet Kafa

Annesi hasta olmuş öldü. Yardım etmedi. Kötü kadın da prensesi aldı.
7 cüceler kurtarıyor pamuk prensesi. Kötü kadın da sinirleniyor. Onu anlat, öyle.
Annesi de öldü, öyle.
Babası da orda bekliyor. Ona bir kötü anne alıyor di mi?
Kauftan (market) kötü bir anne. Kötü kadın aldı ona."

Bu kadar.. :)